Aliekber METE/ ANKARA, – TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi (TBMM) Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu toplandı.
TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu, AK Parti İstanbul Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut başkanlığında toplandı. Komisyon toplantısının açılışında konuşan Durgut, “Komisyonumuz çalışmalarını sürdürürken meseleyi yalnızca adli istatistikler ve kurumsal raporlar üzerinden değil, sahadaki gerçekliği yaşayan, çocuklarla ve gençlerle doğrudan temas eden paydaşların gözünden de değerlendirmeyi özellikle önemli buluyoruz çünkü suça sürüklenme olgusu çok boyutlu ve çok aktörlü bir alanda şekillenmektedir” ifadelerini kullandı.
‘ÇOCUKLARIN SİSTEMATİK RİSK ALTINDA OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUZ’
Ardından Hazar Eğitim, Kültür ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ayla Kerimoğlu, milletvekillerine sunum yaptı. Kerimoğlu, derneğin suça sürüklenen çocuklar ile ilgili çalıştay düzenlediklerini hatırlattı ve çalıştayın sonuçları ile ilgili şöyle konuştu;
“Yapısal sorunlara baktığımız zaman aslında suça karışan çocuğun, ‘Beni görün’, ‘Beni duyun’ çığlığı ya da çağrısı olduğunu düşündürüyor çünkü fail aslında çoğu zaman öncesinde mağdur olmuş bir çocuk. Yapılan araştırmalar da bunu gösteriyor. Çok acıklı hikayelere sahip bu çocuklar. Mesele yalnızca işlenen fiil değil, fiilden hareketle ama çocuğun kendisini merkeze alan çalışmaların yapılması gerektiğini önemli buluyoruz. Çocukların sistematik risk altında olduğunu da düşünüyoruz. Biliyorsunuz, geçenlerde Casper çetesiyle ilgili basına yansıyan bir haber vardı. Bu haberde çete mensubu şöyle diyordu, ‘Bana yolunu kaybetmiş çocuklar bulun.’ İşte, bu, ‘Yolunu kaybetmiş çocuklar’ dediği çocukların hangi nedenlerle yolunu kaybettiğinin araştırılması ve önleyici mekanizmaların burada devreye girmesi çok önemli çünkü son yapılan istatistiklere de baktığımızda yolunu kaybetmiş oldukça fazla çocuğumuzun olduğunu da görüyoruz. İstatistiklere göre 2024 yılında 612 bin 651 olaydan söz ediliyor, fail olan çocuk sayısı 212 bin 785, mağdur olanın ise 279 bin 620 olduğu tespit edilmiş. Fail olan çocukların yüzde 86’sını erkek çocuklar oluşturuyor ve en yoğun yaş grubu 15-17. 15-17 yaş grubu. Erken müdahalenin 10-14 yaş arası olduğu düşünülürse aslında erken müdahale şansının kaçırıldığını bize göstermiş oluyor.”
‘YETİŞKİN KALIPLARIYLA ÇOCUK YARGILANIYOR’
Aile içi şiddet, aile içi sorunlar, yoksulluk yaşayan çocukların suça daha fazla yöneldiğini kaydeden Kerimoğlu, “Peki bu kadar çocuğumuz her sene artarak adalet sistemiyle karşı karşıya kaldığını düşünürsek, ‘Bizim bu çocuklara dönük, çocuğa özgü bir adalet sistemimiz var mı?’ sorusu da akla geliyor. Bugünkü yapı şöyle: Yetişkin bir ceza sistemimiz var ve biz bu ceza sistemimizde oransal olarak cezaları azalttığımız da eşittir çocuk adalet sistemi olduğunu düşünüyoruz. Bunun doğru olmadığını biz ifade etmek istiyoruz. Mevcut sistemde yetişkin kalıplarıyla çocuk yargılanıyor, yetişkin mantığıyla da cezalandırılıyor. Halbuki, ‘Çocuk adalet sistemi’ dediğimiz şey çocuğun yüksek yararını merkeze alan, onarıcı diversiyon teknikleri omurgasına koyan, çocuğun katılımını sağlayan, çocuk haklarını yine önemseyen; çocuğa özgü usul, çocuğa özgü kurum, çocuğa özgü infaz ve çocuğa özgü rehabilitasyonla ancak çocuk adalet sisteminin gerçekleşebileceğini düşünüyoruz” diye konuştu. Kerimoğlu ayrıca vaka takip modelinin eksik olduğunu sözlerine ekledi.
‘İNTERNETTE YAŞ DOĞRULAMA MİLLİ GÜVENLİK MESELESİ HALİNE GELDİ’
Kerimoğlu çocuk çete sayısının günden güne arttığını vurguladı ve dijital içeriklerinde çocuğu suça sürükleyebileceğini aktararak, “Çocuklar bu çetelerde evde bulamadıkları, yakın çevresinde kendilerini ait hissetmedikleri aidiyeti ve statüyü buluyorlar. Dolayısıyla burada da bunlar bir suç risk unsuru. Sosyolojide tavşan deliği denilen dijital risk alanı var. Bu, internetin algoritmalarının içerisinde çocuk kayboluyor. Burada pornografi, uyuşturucu ve çete mensuplarıyla bir biçimde çocuk ilişki haline geçebiliyor. Biz, ‘Yandaki odada çocuğumuz güven içerisinde’ diye düşünüyorken çocuk orada belki suç ve suçlularla irtibat halinde olabiliyor. Dolayısıyla internetle ilgili önleyici tedbirlerin de muhakkak alınması gerekiyor. Artık yaş doğrulama ve içerik regülasyonu milli güvenlik meselesi haline gelmiş durumda” dedi.
‘SOSYAL MEDYA PLATFORMLARI, SOSYAL FELAKETTİR’
İnternet Kafeciler Esnaf Odası İlhan Taşkıran ise sektörün geneli hakkında bilgiler paylaşarak, “Sektörümüz, kullanıcı profilinin yaklaşık yüzde 80’ini 13 ve 25 yaş arası çocukların ve gençlerin oluşturduğu bir hizmet alanıdır. Bu nedenle, gençlerin sosyal davranışları, psikolojik durumları ve yönelimleriyle doğrudan temas halindeyiz. Sahada bire bir gözlem yapabilen ve gençlerle sürekli iletişim içinde olan bir meslek grubunu temsil etmekteyiz. Bizlerin, internet kafelerin kamu açısından önemi; denetim, kimlik ve yaş kontrolünü sağlıyoruz, süre ve içerik takibi, filtreleme programı yapıyoruz. Çocuk, internet kafe, oyun merkezlerinde gözetim altında ve hangi siteye girmesi gibi tüm detaylar Basın İlan Kurumundan filtreleme nedeniyle her şeyi kayıt altına alınıyor. Ailelerin tercih ettiği güvenli alan, sokak ve kontrolsüz ortamlara alternatif olan bir yer, 24 saat kamera kaydı gözetimi var. Sosyal medya platformlarının etkisi, özellikle kısa video platformlarında gösteriş ve lüks yaşam kültürü, kolay ve hızlı para kazanma algısı, tehlikeli meydan okumalar, suç ve şiddet içerikli paylaşımlar gençler üzerinde ciddi bir özenti ve akran baskısı oluşturmaktadır. Sosyal kabul görme isteği ve dijital popülerlik arayışı gençleri riskli davranışlara yönlendirebilmektedir. Sosyal medya platformları, özellikle TikTok bir sosyal medya platformu değildir, bir sosyal felakettir” değerlendirmesinde bulundu.