Bayramlar… Bir zamanlar kalplerimizi çocukluk sevinciyle dolduran o özel günler. Bazen insan içinden şöyle geçiriyor: “Keşke bir günlüğüne yeniden çocuk olsam ve o eski bayramları tekrar yaşayabilsem.”
Çünkü bayram, çocuklar için her zaman bambaşka bir dünyadır. Biz yetişkinler için ise bayramlar artık eskisi gibi hissedilmeyebiliyor. Zaman değişti, hayatın temposu arttı. Akrabalık ilişkileri, dostluklar ve aile bağları ne yazık ki eskisi kadar güçlü hissedilmiyor. Değişen çağla birlikte bazı gelenek ve görenekler de yavaş yavaş hayatımızdan uzaklaşıyor.
Oysa eski bayramlar… Mutluluğun paylaşıldığı günlerdi. Kapılar ardına kadar açılır, insanlar birbirini ziyaret ederdi. Büyüklerin elleri öpülür, dualar alınırdı. Sofralar kalabalık olur, kahkahalar evlerin duvarlarını doldururdu. Bayram demek; sevgi demekti, birlik demekti, paylaşmak demekti.
Ama çocuklar için bayramın anlamı hâlâ çok özel. Yeni alınan ayakkabılar… Saçlara takılan renkli tokalar… Bayram sabahı giyilen tertemiz kıyafetler… Ufak da olsa verilen bayram hediyeleri, bir çocuğun kalbinde kocaman bir mutluluğa dönüşürdü. Şekerler, çikolatalar, tatlılar… Bir çocuğun gözünde bayram bazen sadece bir kase dolusu şeker demekti.
Eskiden mahalleler bayram sabahı şenlenirdi. Çocuklar sokaklara dökülür, kapı kapı dolaşır, bayram şekeri toplardı. Her kapıdan bir gülümseme, bir avuç şeker, bazen de küçük bir harçlık çıkardı.
Bayram yerleri ise ayrı bir dünyaydı. Renk renk macunlar, şekerlemeler, balonlar… Dönme dolapların gıcırtısı, elmalı şeker satan amcanın sesi, pamuk helva tezgâhının beyaz bulutları… Çocukların parlayan gözlerle baktığı o tezgâhlar bayramın en güzel hatıralarını taşırdı.
Bugün ise sokaklarda o eski bayram kalabalığını görmek zorlaştı. Çocukların çoğu artık kapı kapı dolaşmıyor. Bayram yerlerinin yerini alışveriş merkezleri aldı. Macun tezgâhları ve renkli şekerlemeler ise neredeyse birer hatıraya dönüştü.
Ama yine de değişmeyen bir şey var: Çocukların kalbindeki bayram sevinci. Belki bayramların şekli değişti ama çocukların gözlerindeki heyecan hâlâ aynı. Çünkü bayram; çocuk için hâlâ sevgi demek, paylaşmak demek, hatırlanmak demektir.
…Ve o eski bayram kokuları… Arefe gecesi evin her yanı mis gibi sabun kokardı. Perdeler yıkanır, halılar silkelenir, camlar pırıl pırıl edilirdi. Anneannenin mutfakta pişirdiği o mis gibi kıyma dolması, sütlaç ve lokum kokusu bütün sokağa yayılırdı. Sabah erkenden kalkar, yeni bayramlıklarımızı giyer, aynanın karşısında saçlarımızı tarardık. Kız çocukları yanaklarına hafif allık sürer, oğlanlar da babalarının traş losyonundan azıcık çalardı.
Bayram namazından sonra cami çıkışında büyüklerimizle kucaklaşırdık. “Bayramın mübarek olsun dede!” der, el öperdik. Karşılığında avucumuza sıkılan o buruşuk banknotlar, bizim için dünyadaki en kıymetli hazineydi.

Şimdi düşünüyorum da, belki de en çok özlediğimiz şey o “bekleyiş” duygusuydu. Bayramı haftalar öncesinden hissetmek, heyecanla saymak, “kaç gün kaldı?” diye sormak… Bugün her şey bir tık uzağımızda, ama o bekleyişin yerini hiçbir şey tutmuyor.

Yine de umut var. Çünkü bazen bir çocuk, kapımızı çalıp “Bayramınız mübarek olsun teyze!” dediğinde, içimizdeki o eski bayram yeniden canlanıyor. Bir avuç şeker uzatırken elimiz titriyor, gözlerimiz doluyor. Belki de bayramın ruhu hiç kaybolmadı; sadece biz onu biraz ihmal ettik.
O yüzden bu bayram, telefonları bir kenara bırakalım. Bir kapıyı çalalım, bir el öpelim, bir çocuğun gözlerinin içine bakıp “Senin bayramın en güzel olsun” diyelim. Belki o zaman, eski bayramların sıcaklığı yeniden evlerimize dolar.
Çünkü bayram aslında takvimdeki bir gün değil; Paylaşılan sevginin adıdır.
Şeker tadında, kahkaha kokulu bayramlar olsun hepimize… Ve umarım bir gün torunlarımıza anlatırken, “Bizim zamanımızda bayramlar böyleydi” derken gözlerimiz parlar, içimiz ısınır.
YORUMLAR